View My Stats
Mavihatun
Bir ayda dört bin dakikayı bitirecek kadar nasıl sevmiş olabiliriz ki..
mavihatun:

Aylar olmuş bu taslağı kaydedeli. O gün inanmamış ve paylaşmaktan vazgeçmiştim. 
Bu günüme bakıyorum. Ağzım bir karış açık kaldı desem yeridir. Öyle bir mutluluk içindeyim ki.. Adını ağzıma almaya, gözümü gözüne değdirmeye bile korkuyorum. Olur da bozulur diye. 
Tam 47 gün olmuş bu gece, ben huzuruma kavuşalı ve belki de en iyisi bu. Hayır, belki de değil. En iyisi gerçekten bu. Nereden mi biliyorum?
Üç gün önce “O” yanımda değil diye üzülürken telefonum çaldı. Elbette o’ydu. Sıradan bir muhabbete başlarken kapı çaldı. Telefondan da aynı kapı sesini duydum. Bir türlü ayrılamadığım ikili koltukta oturmuş, polar örtüme sarılmışken öylece kala kaldım. Ev arkadaşım kapıyı açmaya gitti. Ben öyle kilitlendim kaldım. Burada olması imkansız diyordum içimden. Umutlanma, kapıda ki o olamaz diyordum ama buradaydı işte. Kapının eşiğinde durmuş beni bekliyordu. Ben onsuzluktan biraz olsun uzaklaşabilmek için tanışmamıza sebep olan o kupayı avuçlarımın arasından ayırmazken, o bir kaç adım ötemdeydi. Ölesiye bir heyecan vardı içimde çünkü uyandığım andan beri onu görebilmek için öyle çok dua etmiştim ki.. ve gelemeyeceği öyle kesindi ki. Tek yapabildiğim sessizce sarılmak oldu. Belki o bilmiyordu ama tek kelime etsem saatlerce ağlayabilirdim o an. Daha önce kimse beni böyle sevmemişti.
Ve bu gün sabahın 9’unda başlayan dersten, başıma saplanan ağrılarla döndüğümde ev o kadar sessizdi ki bütün o sessizlik ağrıyan beynimde yankılanmaya başladı. Odama girdim. Huzur bir kaç adım ötemde duruyordu. Yüzünü, çenesinin şeklini, uzun kirpiklerini ne ara bu kadar ezbere bilir oldum bilmiyorum ama o an hissettiğim tek şey, içimden geçen yanına kıvrılıp yatma istediğiydi. Uyanmasıydı bütün çekincem, çünkü ben gibiydi. Uyanınca uyuyamazdı. Aynı anlarda gözlerini aralayıp elini uzattı. Bir insan cennete daha güzel nasıl davet edilirdi ki? 
Şimdi söyleyin bana.. Belki diyebilir miyim buna? Desem çarpmaz mı Allah sol yanımdan? 
Şaşırıyorum kendime. Aksi kabul bile edilemez. Bir kaç ay önce can acısından nefes alamazken, şimdi içimde uçuşan o kelebekler nefes almamı engelliyor. 
Gerçekten mümkün mü böyle bir şey? Yoksa hepsi alarm sesiyle uyanacağım bir rüya mı? 
Eğer rüya ise Allahım. Sonsuz bir uykuya hapis olmak istiyorum..

mavihatun:

Aylar olmuş bu taslağı kaydedeli. O gün inanmamış ve paylaşmaktan vazgeçmiştim. 

Bu günüme bakıyorum. Ağzım bir karış açık kaldı desem yeridir. Öyle bir mutluluk içindeyim ki.. Adını ağzıma almaya, gözümü gözüne değdirmeye bile korkuyorum. Olur da bozulur diye. 

Tam 47 gün olmuş bu gece, ben huzuruma kavuşalı ve belki de en iyisi bu. Hayır, belki de değil. En iyisi gerçekten bu. Nereden mi biliyorum?

Üç gün önce “O” yanımda değil diye üzülürken telefonum çaldı. Elbette o’ydu. Sıradan bir muhabbete başlarken kapı çaldı. Telefondan da aynı kapı sesini duydum. Bir türlü ayrılamadığım ikili koltukta oturmuş, polar örtüme sarılmışken öylece kala kaldım. Ev arkadaşım kapıyı açmaya gitti. Ben öyle kilitlendim kaldım. Burada olması imkansız diyordum içimden. Umutlanma, kapıda ki o olamaz diyordum ama buradaydı işte. Kapının eşiğinde durmuş beni bekliyordu. Ben onsuzluktan biraz olsun uzaklaşabilmek için tanışmamıza sebep olan o kupayı avuçlarımın arasından ayırmazken, o bir kaç adım ötemdeydi. Ölesiye bir heyecan vardı içimde çünkü uyandığım andan beri onu görebilmek için öyle çok dua etmiştim ki.. ve gelemeyeceği öyle kesindi ki. Tek yapabildiğim sessizce sarılmak oldu. Belki o bilmiyordu ama tek kelime etsem saatlerce ağlayabilirdim o an. Daha önce kimse beni böyle sevmemişti.

Ve bu gün sabahın 9’unda başlayan dersten, başıma saplanan ağrılarla döndüğümde ev o kadar sessizdi ki bütün o sessizlik ağrıyan beynimde yankılanmaya başladı. Odama girdim. Huzur bir kaç adım ötemde duruyordu. Yüzünü, çenesinin şeklini, uzun kirpiklerini ne ara bu kadar ezbere bilir oldum bilmiyorum ama o an hissettiğim tek şey, içimden geçen yanına kıvrılıp yatma istediğiydi. Uyanmasıydı bütün çekincem, çünkü ben gibiydi. Uyanınca uyuyamazdı. Aynı anlarda gözlerini aralayıp elini uzattı. Bir insan cennete daha güzel nasıl davet edilirdi ki? 

Şimdi söyleyin bana.. Belki diyebilir miyim buna? Desem çarpmaz mı Allah sol yanımdan? 

Şaşırıyorum kendime. Aksi kabul bile edilemez. Bir kaç ay önce can acısından nefes alamazken, şimdi içimde uçuşan o kelebekler nefes almamı engelliyor. 

Gerçekten mümkün mü böyle bir şey? Yoksa hepsi alarm sesiyle uyanacağım bir rüya mı? 

Eğer rüya ise Allahım. Sonsuz bir uykuya hapis olmak istiyorum..

Aylar olmuş bu taslağı kaydedeli. O gün inanmamış ve paylaşmaktan vazgeçmiştim. 
Bu günüme bakıyorum. Ağzım bir karış açık kaldı desem yeridir. Öyle bir mutluluk içindeyim ki.. Adını ağzıma almaya, gözümü gözüne değdirmeye bile korkuyorum. Olur da bozulur diye. 
Tam 47 gün olmuş bu gece, ben huzuruma kavuşalı ve belki de en iyisi bu. Hayır, belki de değil. En iyisi gerçekten bu. Nereden mi biliyorum?
Üç gün önce “O” yanımda değil diye üzülürken telefonum çaldı. Elbette o’ydu. Sıradan bir muhabbete başlarken kapı çaldı. Telefondan da aynı kapı sesini duydum. Bir türlü ayrılamadığım ikili koltukta oturmuş, polar örtüme sarılmışken öylece kala kaldım. Ev arkadaşım kapıyı açmaya gitti. Ben öyle kilitlendim kaldım. Burada olması imkansız diyordum içimden. Umutlanma, kapıda ki o olamaz diyordum ama buradaydı işte. Kapının eşiğinde durmuş beni bekliyordu. Ben onsuzluktan biraz olsun uzaklaşabilmek için tanışmamıza sebep olan o kupayı avuçlarımın arasından ayırmazken, o bir kaç adım ötemdeydi. Ölesiye bir heyecan vardı içimde çünkü uyandığım andan beri onu görebilmek için öyle çok dua etmiştim ki.. ve gelemeyeceği öyle kesindi ki. Tek yapabildiğim sessizce sarılmak oldu. Belki o bilmiyordu ama tek kelime etsem saatlerce ağlayabilirdim o an. Daha önce kimse beni böyle sevmemişti.
Ve bu gün sabahın 9’unda başlayan dersten, başıma saplanan ağrılarla döndüğümde ev o kadar sessizdi ki bütün o sessizlik ağrıyan beynimde yankılanmaya başladı. Odama girdim. Huzur bir kaç adım ötemde duruyordu. Yüzünü, çenesinin şeklini, uzun kirpiklerini ne ara bu kadar ezbere bilir oldum bilmiyorum ama o an hissettiğim tek şey, içimden geçen yanına kıvrılıp yatma istediğiydi. Uyanmasıydı bütün çekincem, çünkü ben gibiydi. Uyanınca uyuyamazdı. Aynı anlarda gözlerini aralayıp elini uzattı. Bir insan cennete daha güzel nasıl davet edilirdi ki? 
Şimdi söyleyin bana.. Belki diyebilir miyim buna? Desem çarpmaz mı Allah sol yanımdan? 
Şaşırıyorum kendime. Aksi kabul bile edilemez. Bir kaç ay önce can acısından nefes alamazken, şimdi içimde uçuşan o kelebekler nefes almamı engelliyor. 
Gerçekten mümkün mü böyle bir şey? Yoksa hepsi alarm sesiyle uyanacağım bir rüya mı? 
Eğer rüya ise Allahım. Sonsuz bir uykuya hapis olmak istiyorum..

Aylar olmuş bu taslağı kaydedeli. O gün inanmamış ve paylaşmaktan vazgeçmiştim. 

Bu günüme bakıyorum. Ağzım bir karış açık kaldı desem yeridir. Öyle bir mutluluk içindeyim ki.. Adını ağzıma almaya, gözümü gözüne değdirmeye bile korkuyorum. Olur da bozulur diye. 

Tam 47 gün olmuş bu gece, ben huzuruma kavuşalı ve belki de en iyisi bu. Hayır, belki de değil. En iyisi gerçekten bu. Nereden mi biliyorum?

Üç gün önce “O” yanımda değil diye üzülürken telefonum çaldı. Elbette o’ydu. Sıradan bir muhabbete başlarken kapı çaldı. Telefondan da aynı kapı sesini duydum. Bir türlü ayrılamadığım ikili koltukta oturmuş, polar örtüme sarılmışken öylece kala kaldım. Ev arkadaşım kapıyı açmaya gitti. Ben öyle kilitlendim kaldım. Burada olması imkansız diyordum içimden. Umutlanma, kapıda ki o olamaz diyordum ama buradaydı işte. Kapının eşiğinde durmuş beni bekliyordu. Ben onsuzluktan biraz olsun uzaklaşabilmek için tanışmamıza sebep olan o kupayı avuçlarımın arasından ayırmazken, o bir kaç adım ötemdeydi. Ölesiye bir heyecan vardı içimde çünkü uyandığım andan beri onu görebilmek için öyle çok dua etmiştim ki.. ve gelemeyeceği öyle kesindi ki. Tek yapabildiğim sessizce sarılmak oldu. Belki o bilmiyordu ama tek kelime etsem saatlerce ağlayabilirdim o an. Daha önce kimse beni böyle sevmemişti.

Ve bu gün sabahın 9’unda başlayan dersten, başıma saplanan ağrılarla döndüğümde ev o kadar sessizdi ki bütün o sessizlik ağrıyan beynimde yankılanmaya başladı. Odama girdim. Huzur bir kaç adım ötemde duruyordu. Yüzünü, çenesinin şeklini, uzun kirpiklerini ne ara bu kadar ezbere bilir oldum bilmiyorum ama o an hissettiğim tek şey, içimden geçen yanına kıvrılıp yatma istediğiydi. Uyanmasıydı bütün çekincem, çünkü ben gibiydi. Uyanınca uyuyamazdı. Aynı anlarda gözlerini aralayıp elini uzattı. Bir insan cennete daha güzel nasıl davet edilirdi ki? 

Şimdi söyleyin bana.. Belki diyebilir miyim buna? Desem çarpmaz mı Allah sol yanımdan? 

Şaşırıyorum kendime. Aksi kabul bile edilemez. Bir kaç ay önce can acısından nefes alamazken, şimdi içimde uçuşan o kelebekler nefes almamı engelliyor. 

Gerçekten mümkün mü böyle bir şey? Yoksa hepsi alarm sesiyle uyanacağım bir rüya mı? 

Eğer rüya ise Allahım. Sonsuz bir uykuya hapis olmak istiyorum..

hayal bile edemeyeceğim kadar güzel şeyler oluyor. benim tek düşündüğüm şey , hepsinin ne zaman başıma yıkılacağı. Çünkü hayat hep böyle.

Selam yine ben.

Aklınızda bulunsun sakın sevgilinizi abinizle erkek erkeğe tatile yollamayın. 5 gün için olsa bile :I